1 Ağustos 2007 Çarşamba

CHP KENDİ KÖKLERİNDEN YEŞERMELİDİR

Bugün 22 Temmuz 2007…
Türkiye’de 23. dönem milletvekili genel seçimleri yapılıyor…
Bugün cumhuriyet tarihimizin en kritik seçiminde Türkiyenin kaderi oylanıyor.
Türk halkı bu seçimde ya bağımsızlığı, onuru, Atatürkçülüğü çağdaşlığı seçecek; ya da sömürüye, talana, teröre, bölünmeye, AB-D kuklalığına, ve dinciliğe yol verecektir.
Kuşkusuz ikinci seçeneğe Türk halkının kahir çoğunluğu bilerek oy vermez, evet demez…
İşte sorun da buradadır.
Ülkemizde işi, konutu, aşı, güvencesi, olmayan, toplumsal değerlerin aşınmasına koşut olarak her an haksızlıklara, ahlaksızlıklara, soygunlara tanık olan eğitimsiz kitleler dilenci durumuna düşürülüp sadaka verilerek kandırılmaktadır.
Kaderci bir anlayışa sahip olan insanlar için bir gün karınlarının doyurmak minnet nedenidir.
Onların yaşamlarında AB, Irak, Kıbrıs sorunlarına yer yoktur. İktidar olanaklarıyla verilen erzaklar, yalan vaatler, kullanılan dini referanslar şimdilik yeterli gelmektedir.
Yönetenlerin bilgisi, becerisi, yapılan işlerin doğruluğu-yanlışlığı, hükümetin icraatları, Türkiye’yi bekleyen tehlikeler onlara uzaktır.
Küresel sorunlar çok uzaktır.
Açlık ve sefalet içinde yaşam savaşı verenler için dünya küçücük bir çevreden ibarettir. Ekmek, su, aş, iş, barınak her şeyden önce gelir.
Ve daha da kötüsü; kadın seçmenlerin yüzde sekseni, tüm seçmenlerin yarısı kendisi dışındaki bir otoritenin isteği yönünde oy kullanmaktadır.

Bu ortam içinde 5 yıldır ülkeyi yöneten güçlü bir iktidar maddi kaynakları, medyayı, dış güçleri, büyük iş çevrelerini, işbirlikçileri, bazı bağımsız adayları, dahası Türkiye düşmanlarını arkasına alarak seçime gitmektedir.
Seçimin sonucu bellidir.
AKP tek başına iktidar olamasa bile çok güçlü bir muhalefet olarak Türkiye’nin önünü kesmeye devam edecektir.
Türkiye’yi 22 Temmuz sonrasında siyasal, ekonomik, toplumsal bir kargaşa ortamı beklemektedir. Zaten var olan içi ve dış sorunlar daha da ağırlaşacaktır.

Böyle bir ortamda iktidara talip olan partilerin Türkiye için ufku gören proje ve programlar üretmeleri beklenir.
Oysa yoktur.
Cumhuriyetçi güçleri en çok rahatsız eden de budur.

İktidar seçeneği olarak görünen CHP hazırlıksızdır. Çoğunlukla gündelik gelişmelere gündelik söylemlerle yanıt vermektedir.
Seçim bildirgesinde;
ÖSS’yi kaldırma,
Milletvekili dokunulmazlığını kaldırma,
Çiftçinin mazotundan ÖTV almama,
Kimlik numarasıyla sağlık hizmeti verme dışında net bir ifade bulunmamaktadır.
AB-D, İMF ilişkilerinde, Irak Kıbrıs Kürt ve terör sorunlarında çözümler belirsizdir. Ekonomik bunalımdan çıkış ve kalkınmanın, refahın, huzurun nasıl sağlanacağı açıklanamamakta, dış ilişkiler “rica etmek” şekline indirgenmektedir.
Kısaca, ülkemizin en önemli sorunları karşısında ciddi çözüm önerileri yoktur. Bundan çıkan sonuç; günlük siyasetlere devam edileceğidir.
“Piyasa ekonomisi”ne bağlı kalınacağı açıklandığına göre yapabileceği işler (şöyle- böyle) şimdiden bellidir.
Yani ulusalcı görünen CHP’nin gerçek anlamda ulusalcı bir programı yoktur.

Bütün bunlara karşın görünen o ki, CHP’nin cumhuriyet değerlerine sahip çıkma söylemi oylarını bir miktar yükseltecektir.
Toplum, daha da geriye düşmemek adına CHP’ye tutunmak istemektedir.

CHP, bu ilgiyi çok iyi değerlendirip, kendisine yeniden çeki düzen vererek hem kendine hem de Türkiye’ye büyük yararlar sağlayabilir.
Bunun yolu seçimden hemen sonra CHP’nin Kemalist bir anlayışla demokratik olarak yeniden yapılanmasından geçmektedir.
Yoksa, çok geç olabilir…

Kemalist cumhuriyetin çınarı 1940’larda, 1950’lerde, 1970’lerde, 1980’de, 1990’larda ve 2002-2007 arası sürekli budandı. Dalları kurutuldu.
Bu çınarın sağlam ana gövdesinden büyük dallar, yapraklar çıkarmak ve o çınarın gölgesinde güvenle yaşamayı sağlamak CHP’nin ana görevidir.
Atatürk’ün partisi olmak sözle olmaz, özle olur. Kemalist ilkeleri parti bayrağında değil, uygulamada göstermekle olur.

CHP kendi bir an önce kendi köklerine sarılmalıdır.
Kemalist devrimin düşmanları amaçlarına biraz daha yaklaşırken, CHP de onların dümen suyunda gidese Türk devrimine karşı yapılan ihanetlerden kendi payına düşen hesabı da vermek zorunda kalır.
Böyle bir durum CHP’nin de Türkiye’nin de felaketi olacaktır.
Akıl, bilim, ahlak ve vicdan sahibi hiç kimse böyle bir sonucu kabullenemez.
CHP bir an önce kendi köklerine sarılmalıdır. Ancak o zaman kitlelerle bütünleşebilir
Öyleyse, CHP’yi yeniden Atatürk’ün partisi yapmak için uğraşı vermek, öncelikle kendini Atatürkçü olarak tanımlayan aydınlarımızın zorunlu ve ivedi görevidir.
Görev başına…


Altan ARISOY
altanarisoy@ttnet.net.tr